Müzik tarihinin büyüleyici yanlarından biri, ne kadar çok şey bildiğimizi düşünürsek düşünelim, bizi şaşırtacak yeni bir ismin, yeni bir eserin her zaman bir yerlerde bekliyor olması. Bazen rastlantıyla karşılaştığımız bir beste, hiç tanımadığımız bir müzisyenin dünyasına açılan kapı oluveriyor.
Ben Isabella Leonarda’yı, Gezginin Şarkısı programım için müzik araştırırken tanıdım. Adını daha önce duymadığım bu 17. yüzyıl İtalyan bestecisinin yaşamını ve eserlerini araştırmaya başladığımda, duyduğum hayranlığa bir de soru eklendi: Bugüne kadar nasıl olur da bu muhteşem besteciyle yollarımız kesişmemişti?
Aslında bu soru yalnızca Isabella Leonarda ile ilgili değildi. Müzik tarihini öğrenirken, dinlerken ve anlatırken karşımıza çıkan bestecilerin büyük çoğunluğunun erkek olması, kadınların bu alanda yeterince üretmediği anlamına mı geliyordu? Elbette hayır. Kadınlar her dönemde müzik yaptılar, bestelediler, öğrettiler. Ancak eserlerini duyurabilme, yayımlatabilme ve sonraki kuşaklara aktarabilme olanakları erkeklerle aynı değildi.
İşte Isabella Leonarda’nın hikâyesi, bu açıdan özellikle dikkat çekici.
Novara’da başlayan bir yaşam
Isabella Leonarda, 6 Eylül 1620’de Kuzey İtalya’nın Novara kentinde, varlıklı ve soylu bir ailede dünyaya geldi. Henüz on altı yaşındayken, 1636 yılında kentteki Sant’Orsola Ursulin manastırına girdi. Yaşamının geri kalanını da burada geçirdi.
Bugünün gözünden bakıldığında manastır yaşamı, dış dünyadan uzak, sınırları belirlenmiş, kapalı bir hayatı düşündürüyor. Üstelik 17. yüzyılda kadınların kamusal müzik yaşamına katılma olanakları son derece sınırlıydı.
Ancak dönemin İtalya’sında bazı kadın manastırları aynı zamanda önemli müzik merkezleriydi. Buralarda kadınlar müzik eğitimi alabiliyor, çalgı çalabiliyor, şarkı söyleyebiliyor ve beste yapabiliyorlardı. Manastır, bir yandan yaşamı sınırlandırırken diğer yandan kadınlara dışarıda kolayca bulamayacakları bir müzikal çalışma ortamı sunabiliyordu. Üstelik bu toplulukların hepsi dış dünyadan bütünüyle yalıtılmış değildi; müzisyenlerle ve dinî kurumlarla ilişkiler kurulabiliyordu.
Leonarda da bu ortamda yetişti. Bilinen ilk eserleri, 1640 yılında Novara Katedrali’nin müzik yöneticisi Gasparo Casati’nin yayımladığı bir derlemede yer aldı. Casati’nin Leonarda’nın öğretmeni olduğu düşünülüyor.
Henüz yirmi yaşındayken eserlerinin basılmış olması, onun müzik yaşamındaki önemli dönüm noktalarından biriydi.
Leonarda, manastırdaki yaşamı boyunca eğitim ve yönetimle ilgili sorumluluklar da üstlendi. 1686 yılında manastırın yöneticiliğine yükseldi; 1693 yılında ise madre vicaria unvanını taşıyordu. Dolayısıyla bestecilik, onun yaşamındaki tek uğraş değildi.
İki yüzü aşkın beste
Isabella Leonarda’nın günümüze ulaşan yaklaşık iki yüz bestesi bulunuyor. Bunların büyük bölümünü motetler, missalar, mezmurlar ve başka dinsel vokal eserler oluşturuyor.
Bu üretkenliği düşünürken Leonarda’nın yalnızca bestecilik yapmadığını, aynı zamanda manastır yaşamının gündelik sorumluluklarını da üstlendiğini hatırlamak gerekiyor.
Beni en çok etkileyen yönlerinden biri de bu oldu. Dışarıdaki müzik dünyasına doğrudan katılma olanakları sınırlı olan bir kadın, yıllar boyunca büyük bir kararlılıkla üretmeye devam etmişti.
Üstelik Leonarda eserlerini yalnızca içinde yaşadığı topluluk için yazmakla yetinmedi. Bestelerinin yayımlanması sayesinde müziği manastırın dışına çıktı, başka müzisyenlere ve dinleyicilere ulaşabildi.
Manastırın duvarları yerli yerinde duruyordu; ama müziği o duvarların ötesine geçmeyi başarmıştı.
Opus 16: Bir kadın bestecinin sonatları
Leonarda’nın müzik tarihindeki özel yerini anlamak için 1693 yılına bakmak gerekiyor.
Besteci yetmiş üç yaşındayken Bologna’da yayımlanan Opus 16 koleksiyonu, on iki kilise sonatından oluşuyordu. Bunların on biri trio sonatı, biri ise solo keman sonatıydı.
Bu koleksiyon, bir kadın besteci tarafından yayımlanan bilinen ilk çalgısal sonat derlemesi olarak kabul ediliyor.
Opus 16 sonatları, Barok dönemin çalgısal müziğine özgü zengin bir anlatım dünyası sunuyor. Trio sonatlarında iki üst melodik ses ile sürekli basın (basso continuo) oluşturduğu müzikal dokuda, kimi zaman birbirini izleyen, kimi zaman karşılıklı konuşuyormuş gibi ilerleyen melodiler duyuluyor. Ağır ve düşünceli bölümlerle canlı, hareketli pasajlar arasındaki karşıtlıklar, eserlere değişken bir karakter kazandırıyor. Leonarda’nın bu sonatlarında özellikle dikkat çekici olan, dinsel müzik alanında uzun yıllar üretmiş bir bestecinin çalgılara da böylesine bağımsız ve etkileyici bir anlatım gücü kazandırabilmesi.
İşte bu yüzden Opus 16 sonatlarını dinleyicilerimle paylaşmaya karar verdim. Böylece bu sonatlar, benim için de yeni bir dinleme yolculuğunun başlangıcı oldu.
Geçmişin duyulmayan sesleri
Isabella Leonarda 25 Şubat 1704’te, seksen üç yaşında, doğduğu kent Novara’da, ardında muazzam bir müzikal miras bırakarak hayata veda etti.
Onun hikâyesiyle, müzik tarihinde henüz yolumun kesişmediği daha kim bilir kaç besteci vardır, diye düşünmeye başladım.
Benim için müziğin en güzel yanlarından biri bu: Keşfedilecek seslerin hiç tükenmemesi.
Dinleme önerisi
Isabella Leonarda – Sonate da Chiesa, Op. 16 (1693)
Ensemble Giardino di Delizie, Brilliant Classics, 2022.
Kaynaklar
- Dizionario Biografico degli Italiani, Treccani: Isabella Leonardi.
- RISM (Répertoire International des Sources Musicales): Isabella Leonarda (1620–1704).
- Barbara Garvey Jackson, Historical Anthology of Music by Women.
Leave a Reply